Ayşegül Kocabıçak - Keşke Koleksiyoncusu romanı üzerine

Kitabımızın yazarı Ayşegül Kocabıçak Ankara doğumlu bir yazar, biz onu öyküleri ve diğer yazıları ile tanıyoruz. Keşke Koleksiyoncusu romanı İthaki Yayınları’ndan 2020 yılında çıktı ve çok taze bir kitap. 

“Aslında hiçbirimiz ölmedik, tıpkı hiç doğmadığımız gibi.”

Yurdunu doğduğu toprakları tek nefeste aşkı için terk eden anne Hicran,
düşe kalka hayatına devam etmeye çalışan baba Murat,
kuzusunu koruyup kollayan babaanne Rebil Hanım,
birbirine özlem duyulan bir hayat süren en yakın arkadaş Okşan,
ona her zaman eşlik eden gizemli ve bilgiç baykuş Dicle’nin hayatının önemli bir bölümünü oluşturur. Ama onun hayatının tamamı; yıllarca aklından zihninden çıkaramayacağı o ilk gecede kalan sevgili(m) Fırat. 

Bir yanda Dicle öte yanda Fırat; yan yana akan iki nehir. Geçtikleri toprakların altına ve üstüne hayat veren nehirlerin çıkış noktası gibi bu kitapta da iki karaktere hayat veriyor. Yan yana akan iki hayat; onlarla kesişen güçlü ve yılgın hayatlar. 

Bir Ankara romanı da diyebiliriz bir yandan bu kitap için; şehrin sokaklarında dolaşıyoruz Dicle ile beraber, yaşadıklarına tanık oluyoruz. Bir gün Kuğulu Park’tayız, bir gün Sakarya Sokağı’nda. Çok uzak bir zaman diliminde değiliz, belki çok yakın geçmiş belki de günümüz.

“Tüm acını bende yok et, tüm kirini bende yıka, içinde birikmiş ne kadar üzüntü kırgınlık varsa bana akıt, bende arın istiyorum.” 

Böyle söyler Dicle Fırat’a, bu kitapta Dicle ve Fırat yan yana akarken, Dicle Fırat’ın içine Fırat Dicle’nin içine akar. Kah durgun akarlar kah çılgın, peki bir olup akabilecekler midir?

“Fırat serttir, Fırat acımasızdır. Bütün güzelliklerinin yanında zalimdir.” 

Kitaptaki Fırat da adını aldığı nehir gibidir, sert olmasına serttir ama Dicle’nin yanında yumuşar, aldığı bir karar yüzünden zalime dönüşür birden, geri dönebilir mi?

Başta dediği sözü söyle zihninde “Aslında hiçbirimiz ölmedik, tıpkı hiç doğmadığımız gibi.” Kitabın ilerleyen bölümlerinde çözüme kavuşur bu söz, ama onun için bir çözüm müdür?

Ayşegül Kocabıçak, kitabın özünü bir cümleye sığdırıyor;

“Aklıyla sevenler, aklıyla inananlar daha az yaralanır ama çabuk biter, kalpten sevenler kalbiyle inananlar vazgeçmezler, pes etmezler ve sınırsız inanırlardı, bunu da bilmiyordu.” Dicle doğduğundan günden beri kalbine inanlardan aslında, zaman geçtikçe aklına inanmaya başlıyor, akıyor sürekli döküleceği denizi bilmeden. 

Aynı zamanda bir akış romanı; birbirine akan hayatlar yan yana iç içe. Zihinlerin bilimsel bir akışını da barındırıyor kitabımız; yer yer davranış kalıplarımızın nasıl oluştuğundan bahsediyor.

Psikolojik roman severler bu kitap en çok da sizin ilgisini çekecektir. Sadece onlar için değil elbette ama onlar bu romanda çok şey bulacaklar. Kitabımızda bizleri mitolojik öyküler bekliyor, bize ait olan mitler masallar destanlar. Şarkılar yükseliyor kulağımıza doğru, onlara eşlik ediyoruz kahramanlarımızla. Kitaba kapağını veren ilkbaharda çiçekleri gibi bu iki sevene de hayat verecek bir ilkbahar olacak mıdır? Kitabın sonuna geldiğimizde görebileceğiz ancak bunu.